MİT ve Emniyet’in kullandığı seyyar baz istasyonları gönderilseydi helikopter bulunabilir miydi? Teknisyen niye yoktu? Diğer baz istasyonları niye devreye girmedi? Araç takip sistemi kurulsa ne olurdu? İşte cevapları…
BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu, 29 Mart yerel seçimlerine hazırlık kapsamında miting için Kahramanmaraş’tan Yozgat Yerköy’e gidiyordu. 25 Mart Çarşamba günü 14.40’ta hareket eden helikopter, 40 dakika sonra kayboldu. Askerden polise, köylülerden arama kurtarma ekiplerine kadar devlet bütün imkânlarıyla seferber oldu. Her türlü teknolojik imkân devreye sokuldu; ancak helikoptere ulaşılamadı. Aradan 48 saat geçmişti. Arama çalışmalarına katılan Döngel köyünden 17 korucu, kestirme yoldan evlerine dönerken şans eseri enkazla karşılaştı. Kahramanmaraş’ın Göksun’a bağlı Şahinkaya bölgesinde bulunan Keş Dağı’nda cuma günü bulanan helikopterin yanındaki koruculardan biri “Cesetlerin yüzü iki parmak buz tutmuş, biraz daha kalırsak biz de donacağız, gitmemiz lazım.” diyordu. Devlet neden aciz kaldı? Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopteri neden hemen bulunamadı?
Yazıcıoğlu helikoptere binmeye razı değildi; fakat ısrarlar üzerine daha fazla mitinge katılmak için kabul etti. Yazıcıoğlu ile birlikte helikopterde beş kişi daha vardı. Bunlardan İhlas Haber Ajansı (İHA) Muhabiri İsmail Güneş, cep telefonundan 112 Acil hattını, helikopter kaybolduktan yarım saat sonra (15.30) arayıp yardım talep etti. “Üşüyorum.” diyordu; tipi kurtların bile yaşamasına imkân vermeyecek derecedeydi. Zamana karşı yarışan devlet, ne yazık ki, Yazıcıoğlu ile birlikte helikopterde bulunanları donmaktan kurtaramadı.
Arama çalışmalarına katılanların elindeki tek veri İHA Muhabiri İsmail Güneş’in Acil servisle 19 dakikalık konuşmasıydı. Çardak beldesinin kuzeyinde, Tüllücetepe’deki baz istasyonuna ulaşmıştı Güneş’in telefonundan çıkan sinyal. Bölgenin komple taranması gerekiyordu. Bin 898 metre yüksekliğe sahipti bu istasyon. İrtibatı kesilen helikopter ise sinyalden yola çıkılarak elde edilen bilgilere göre, 35 kilometre uzaktaydı. Çevrede 3-4 baz istasyonu daha vardı, hatta bazısı olay yerine daha yakındı. Ancak yerleşim birimleri dağların eteğinde olduğu için baz istasyonlarının konumu fazla yüksek değildi. Bu yüzden diğer telefonların sinyalleri Tüllücetepe dışındaki baz istasyonları tarafından algılanmadı. Eğer sinyali bir ya da iki istasyon daha alabilseydi, helikopterin kaza yaptığı nokta kesin olarak tespit edilecekti.
Telefonun sinyal gönderdiği nokta 2 bin 200 metrede yüksekliğe sahip, yürüyerek ulaşılabilecek bir tepedeydi. Sinyal alamayan baz istasyonları ise bin 600 metrenin altındaydı. Tek noktadan sinyal gittiği için “Yeterince ölçüm imkânı olmamış.” diyen Telsiz ve Radyo Amatörleri Cemiyeti (TRAC) Başkanı Aziz Şasa’ya göre, iki ya da üç baz istasyonundan daha sinyal alınsaydı Yazıcıoğlu ve beraberindekiler kısa sürede bulunurdu.
Arama bölgesi nasıl tespit edildi? Tüllücetepe’deki baz istasyonunun kapsadığı alanın anteni güneye 90 derecelik açıyla bakıyordu. Sinyal ise baz istasyonuna 35 kilometre uzaktan geliyordu. Yani antenin baktığı yönde 90 derecelik açıda, 35 kilometre mesafedeydi helikopter. Aziz Şasa, “O alanın içinde her yerde olabilirdi. Problem de o. Herhangi bir yer yok. Net değildi.” diyor.
Millî İstihbarat Teşkilatı ve Emniyet İstihbaratı canlı bomba gibi hareketli ve kritik olayları takipte, seyyar baz istasyonu kullanıyor. Seyyar cihaz farklı noktalardan cep telefonu sinyalini kontrol edip kişilerin hangi noktada olduğunu buluyor. Telefonların gece 02.00’ye kadar sinyal gönderdiği düşünüldüğünde bu cihaz bölgeye gönderilmiş olsaydı kazazedeler zamanında bulunabilirdi. “Cihaz neden gönderilmedi?” sorusunun cevaplanması gerekiyor. Şasa bu konuda şunları söylüyor: “Seyyar bir istasyonun faydası olabilirdi. Düşme noktası, o alanın içinde mevcut telefonları duyan bir sürü hücre var. Sinyal bitmemiş olsaydı, seyyar bazlarla bir şey denenirdi.”
Helikopterin bulunamamasının sebeplerinden biri de ELT denilen sistem. Kaza sonrası ‘yardım’ sinyali gönderen bu alet, Esas Holding bünyesindeki MEDAİR adlı firmaya ait helikopterde vardı. Ancak helikopter muhtemelen alçaktan gidiyordu ve yere çarpma yeterince sert olmadığı için ELT sistemi devreye girmedi. MEDAİR’in İcra Kurulu Üyesi Çağatay Özdoğru, helikopterin düz bir çizgide gitmediğini, vadilerden geçtiğini, sis veya bulut varsa yön değiştirdiğini anlatıyor. Böyle bir kazanın ilk kez başlarına geldiğini anlatan Özdoğru, helikopterde Electronik Location Transmitter (ELT) olduğunu anlatıyor: “Bu cihaz var. Olmaması mümkün değil. Bütün Esas Holding’in üst yönetimi bu helikopterle uçuyor. Tahminimiz çok şiddetli bir çarpma olmadı, o yüzden alet devreye girmedi.”
Bugün filoya sahip firmalar araçlarına, takip sistemi takıyor. Mobil şekilde GSM operatörleri üzerinden takip edilen bu sistem sayesinde araçların nerede olduğu tespit edilebiliyor. Flycam adlı helikopter firmasının sahibi Mehmet Öztekin, araç takip sisteminin helikoptere konulabileceğini söylüyor. Helikopterin rotasını gösteren transponder adlı cihazın varlığı ve bu rotanın Kahramanmaraş Havalimanı’na bildirilip bildirilmediği, buna uygun hareket edilip edilmediği de net değil. Dağlık arazilere sık sık gittiğini anlatan Öztekin’e göre, kazanın muhtemel sebebi tipi: “Yeri görecek en düşük noktadan uçuluyor. Ön kızakları takıldıysa düşmüştür. Yolu görmeyip yumuşak bir düşüş olmuş olabilir.”
Aziz Şasa’ya göre de helikopter sert şekilde düşmedi: “ELT çalışsa sorun olmayacaktı. Kendiliğinden olmadık zamanlarda, gereksiz yerde devreye girmesin diye eşik değeri var. Nispeten yumuşak bir düşme oldu. Karlı bir bölge. Karın üstünde kayarak düştü. Bu yüzden ELT çalışmadı.”
Bölgede hava sıcaklığı -15 dereceye kadar düşüyordu. Öztekin’e göre, helikopterin hız, pusula ve yükseklik göstergelerinden birinin donmasının da kazaya sebep olma ihtimali bulunuyor: “Bunlardan biri arıza yaptıysa helikopter yönünü kaybetti ve bir yamaca çarptı.” Ayrıca helikopterde ikinci pilot ya da uzun yolculuklarda teknisyen veriliyor; bu tür donma riskine karşı tedbir alınıyor. Esas Holding’e ait 7 kişilik helikopterde teknisyen ya da ikinci pilot yoktu.
Kaza sonrası patlama olmaması da dikkat çekici. Bu, hem düşüşün sert olmadığına hem de yakıtın azlığına işaret ediyor. 2 saat 40 dakika havada kalabilen helikopter Kahramanmaraş’tan yakıt aldı. Yolculuk esnasında Kayseri’den de yakıt almayı planlıyordu. Nitekim, “Yazıcıoğlu öldürülmüş olabilir!” ihtimalini değerlendirenlerin “Helikopter bir buçuk saat neredeydi?” sorusuna Özdoğru, “Yakıt almaya gitti.” cevabını veriyor.
Aziz Şasa’ya göre, sinyal olmaması, tipinin yoğun olması ve diğer olumsuz faktörlerden dolayı helikoptere ulaşılamadı: “Uçağın denize düşmesinden daha beter durumdayız. Denize düşse daha kolay bulunacak. Yukarıdan gözlem yapılamıyor. Helikopterlerle bir şey görülebilirdi. Üstüne kar yağdı. Akla gelebilecek her türlü zorluk üst üste gelmiş.”
Helikopterde bulunan İsmail Güneş, Acil servisle 19 dakika konuştu. Bu konuşma pek bilgilendirici değildi. Acil Tıp Uzmanları Derneği’nden Doç. Dr. Başar Cander, 112 servisteki görevlilerin kazazededen üç konuda bilgi alması gerektiğini söylüyor: “Kaza şiddeti, yaralılar, olay nasıl meydana geldi; ilk müdahale nasıl olmalı. Biz hedeflenen bilgiyi ulaşamamışız; ama belirleyici faktör bu değil. Çok zor şartlar, ulaşılamayan bir yer var. 112’deki görevli durumu öğrenmek için sorular sordu. Eğitimli ama bu konuda deneyim daha ön plana çıkıyor. Böyle bir deneyim gelmesi mümkün değil. Bunların çoğu şehir içi kazalarla ilgili. Bir helikopterin dağa düşmesi 10 yılda bir olur. Ve o anda yanlış da yönlendirilmiş olabilir. Sürekli açık tutma çabasında olmaya çalışıyor. Ne faydası olacak? Telekom’dan, Emniyet’ten bir talep geldiğini söylüyorlar ama netleşmedi. Telefonun açık tutulması diye bir şey yok. En son hatırlanılan yer sorulmalı. Mutlaka eğitiliyorlar; ama tecrübe. 112 çok ciddi boyutta eğitim alıyor, sık sık tekrarlanıyor.”